Bir Sınava Başlamaya Güç Bulma Niyeti
uçmak şimdi bir kaleyi fethetmek gibi zor
düşmek bir okla delinmek kadar tatlı
ve hayat
uçmaktan öte düşmeye yeltendiriyor bizi
ah ne acı.
naçar dövüşmek bu
keşke kaçak olsaydı
ve toprak ve kir ve anı
ardımda yaslandığım oldu.
ve tutulamayan bir söz gibi kalmak
yıkılamayan bir duvar, aşılamayan bir yol gibi
yaşamak değil hayatta kalmak bu.
uzak çarpıcı olmaktan
yerle yeksanlığa yakın daha
hiç erinmeyip dinlemek
ve inanmak dünyaya ne kahır, ah.
ne acı.
şimdi
ne kalıyor benden geriye
adımı silmiştim, anıldı.
bir kişi kalmıştı hatırlayan
ama en çok o yanıldı.
Anıl Vatandaş
“Asiye, ben seninle karşılaşacağımı bilseydim başka türlü yetiştirirdim kendimi..”
Sultan
(via fitillikadife)
Düçar
geldiysen başlayalım.
kanada meyleden bir uçma ve toprağa meyleden bir adımdan geriye kalanlar arasında bir yaşamak tutturmuş gidiyorken, isimlere fazla değer vermiyor ve tanıdığım herkese bir had, yaşanan her şeye bir sıfat arıyorken karşılaştığım kadınların bir iki tanesinde ar-ge çalışmalarına katıldım.
bir gemi sanarak bedenimi ve denizseyerek kadını, açıldım içinde balıktan ve sudan ziyade bana dair olmayan her şeyi barındırana. hiçbir önleme aldırmadan, ve resmi kayıtlara geçirmeden adımı, saklayarak ve gizli bir şey olmasını umut ederek yaptıklarımın açıldım içinde hiç tanıdık olmayana.
bir yosuna ayak basmaktan öte şey hissetmedim ömrüm boyunca. içim kalktı ve zorla bastırdım kendimi. ömrüm dedim, ömrüm; bir denize yalnız açılıp, adımın evraklardan ve hatrımın bilimum insanî haritadan silinmesine neden olması demek. benden bahsediyorum aslında, yok hayır kendimden değil benden. araştırmada denize düşürülen bir benden, aranmayıp da bulunamayan bir benden, üstüne fazla düşülmesine lüzum olmayan bir benden, sende de farklı biçimde tezahür etmiş benden bahsediyorum. pervaneye gönüllenmiş bir benden bahis açıyordum tam, boğuldum.
böylece bir hastalığa verilmesine ramak kalmışken adımın, bir damağa iz bırakmasından vazgeçtim tadımın. çünkü açıklanmaya ve anlatılmaya karşılık gelen bir haslet bulamadım içinde kadının. belki bir boğulmaya kurban verilmeseydi ben, kendimden tekrar yola çıkmayı deneyebilir ve daha iyi boğulabilirdim. ama böyle şeyler yalnızca bilimlerde olur güzelim. gerçeğe oturmayan ve algının her açık noktasını kapatan bir süreçte deneye bulaşmanın, araştırmanın ve geliştirme niyetiyle büyükçe bir su birikintisine açılmanın kadrini bilenler bu sefer yalnızca deniz içre olan balıklardı. ve unutuş ve yoksayış ve inkar anca kadınsı bir balığın yakalayabileceği bir başarıydı. bu da her anlamsız şey gibi, denizin trilyonlarca yanyana duran su bardağından farksız olması gibi, ölümün binlerce yıldır var olup hâlâ alışılamaması gibi kutlandı.
gelseydin başlardım.
Sayıklamalar
bana uzatılmış her göğüse aynı huzurla sarılabilirdim ama siz neden böyle vücut geliştirdiniz?
neden eylemsizlik kanununu benle beraber ispatlamaya kalkışamadınız?
topuklarınızın ucu beynimi deler mi?
hepinizin istisnasız çaldım göğsünü, neden evde yoktunuz?
neden o kadını sevdiniz?
o adamla niçin yattınız?
o kağıt neden sizin masanıza geldi?
aradığınızı buldunuz mu, sadece bulabileceklerinizi mi aradınız?
o yolların altını üstüne getirirken tek niyetiniz altını bulmak mıydı?
kaçınız yolda kalan arabanızı kurtarmak yerine ortada bırakıp gidebildiniz?
adresinizi çat kapı gelebileyim diye mi verdiniz, yoksa “mahallemden uzak dur” ihtarı mıydı yol tarifiniz?
köyünüzden kaç yaşındayken çıktınız?
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
ve ankara’dan kaçmak istemenizin temel sebebi kaçtığınız ankaralılarla aslında aynı insan olmanız mı?
ben, siz için herhangi bir yerde yitmeye razıyken siz nasıl bu kadar göçmen ruhlu çıktınız?
kaçınız son dalı zulalamak yerine, küllüğü ortaya koydunuz?
hanginiz “sizi daha geniş bir salona alalım” teklifiyle geldiniz?
düşündünüz mü “neden başkasını değil de beni sevdi” diye, yoksa zaten sevilmeye değer tek kendinizi mi buldunuz?
siz sevme yetinizi neden bu kadar kaybettiniz?
sevme biçimlerini nasıl böyle yerle bir ettiniz?
sevmediğiniz kaç insanın da bir zamanlar annesinin memesini emdiğini fark ettiniz?
kaçınız dizlerinizi başıma ağrı eşiği etme külfetine katlandınız?
kaçınız kokumun yastığınıza, yatağınıza, koynunuza sinmesine izin verdiniz?
hanginiz soldan sağa dört harfe çat diye adımı yapıştırdınız?
ben de biliyorum gömleğim güzel, ama gömleği de geç, neden derimi yırtıp göğüs kafesimde saklanmak istemediniz?
kızgınım hepinize.
çünkü beni sevdiniz ama önümde secde etmediniz ve göğe yükselemedim.
neden göremiyorum sizi, nereye gittiniz, hiç olmadınız mı?
siz kimsiniz allahınız aşkına ve beni böyle yok nasıl ettiniz?
ah dedim sonra

